"MEVKİLERE YEMİN OLSUN! "
Özer ATAÇ

Özer ATAÇ

"MEVKİLERE YEMİN OLSUN! "

26 Aralık 2021 - 15:09

-Kimin ?!

-“Yıldızların” , diyor yüce Yaradan:
(vakıa, 56: 75 ); bunun büyük bir yemin olduğunu da ekliyor(56: 76).

‘-Yemin’,  kozmik iddia olmalı;
ya,  ‘büyük yemin’ nedir?

-O da aracısız, kozmozda olmayan kodlu iddia..

Bilirsin, sistem içinde güven, mutlak değidir; çünkü istisnalar daima sistemi kuşatan alandan gelir.

Yani kuşatılmış varlıklar olarak, edebli olmamız veya olmaya uyarılmamız boşuna değil.

-“Edep Yâ Hû”!! 
Tüm O’ndan gelen O’nu temsil eden zamirlere....

*


Kutsal görevler.

İnsanlık neden  örgütlü?
Cevabı basit: 
-Tekil yetersizliğini aşmak için.

 İnsanlık ‘gelişimli esenlik’ için kurduğu büyük siyasal organizasyonlarda;
iş bölümü, verimlilik , güvenlik ve devamını sağlayacak mevkiler makamlar oluşturur. 

Artan nüfus, görevlerin ,koşulların karmaşıklığı değişkenliği ile mevkilerin gücü, teşrifatçı, etkisi çoğunlukla “sakin” durmaz; biri diğeriyle  keşif, giderek amansız  rekabete girer. 

O mevkilere ulaşanlar,  görevlerin yüceliği ile  giderek kendilerini özdeşleştirir.  Bu  talep, istisnasız tüm yetkilendirilenlerde olduğundan organizasyonlara ait kılınır. 

Böylece organizasyon ile özdeşleşim,   ilgiliye, sembollerine , görev yerlerine pagan ulûhiyetler atfedilmesine yol açar.(1)


Toplumun  beklentilerini kısmen  yerine getirirken; mevkilerine itaatı,  görevlerinin  yanına giderek önüne önüne geçirirler. 

Bunun için bir çok “görev hamasiyatı”yayıcı enstrüman oluşturulur.
 İnandırıcı vaaz enstrümanlarını çoğaltarak  hiç susturmazlar; tıpkı hiç kurulmayan kol saatleri gibi. 

(1) Hac/22:37= Kurban ibadeti olarak kesilen hayvanlar hakkında: ” onların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşmaz; O’na ulaşacak olan takvanız (vicdani adalete adanma) dır.”
*

Mutlak İtaat, olası değildir ya da özendiricidir.

İtaat, yönetenlerin  görevlerini eksiksiz yapmalarını sağlayan organizasyon bağı olarak bilinir. Yani itaatin organizasyonun olmazsa olmazına dönüşmesi “görev icabıdır”. 

İtaat edenin işlevi,  görünürde ne kadar etkiliyse, itaat edilene özenmesi  o kadar içten ve etkilidir 

İtaat edilene özenme, itaat çekirdeğinin  kabuğudur. Her itaatin bağlılığı  gibi  tersi olan  itaat edilene özenmesi; kişide , kurumda  kabuk ve öz şeklini alır.  Bu oluşumun İçteki hassasiyeti  dışarısının  güvenli sertliğiyle sağlar.

İtaat ilişkileri toplumsal kollektiflikten kaynaklandığından 
bu İlişkiler  çoğunlukla didişme, tüketici rekabetler meydana gelir; ki  
toplumsal yıkımlar  insanlığın geçmişinde , yaşadığımız süreçte 
bu yüzden devam etmektedir. 

*
Mevki’,  yörünge demektir.

Mevkiilere yükselmiş olanlar,  yol arayan insanlığa duruşlarıyla yol buldururlar mı?! 

Onları yaşam okyonusunun “kazanma kıyılarında”, “kibir kayalıklarına” çarpıp parçalanıp boğulmalarına  engel olurlar mı?!?

*

Aslında  yol gösterme “işi”  yıldızlarındır.

Fakat  insanların oluşturduğu “yıldızlık” sıfatları  da 
ister sanatçı, ister siyasetçi olsun toplumlara ‘gelişimci esenlik’ yollarını göstermeli.

Nahl / 16: 15 =
 “ ve alâmat ve bi necmi hum yehtedun/  ve  işaretler ve yıldızlarla yol bulurlar. ”

Olgulara baktığımızda,  bu hüküm insan “yıldızlarında” ender,
gök yıldızlarında genellikle
 (astrolojik yorum) doğru görülüyor.

*

Terfi yükü,

Eski Çin  Qing hanedanlığında yaygın  kabul vardır:

“Kim, terfi alırsa yükü ağırlaşır, kim, nîmete kavuşursa, bedelini öder; istediğin, sınavındır.”

Bu yaygın kabül, sosyal düzenimizde  ve herşeyin  kimyasında kendini doğruluyor.


Örneğin,   kimya biliminde; 
atomun,  proton -nötron izdivacıyla, elektronların mevkileri, yörüngeleri   çekirdeğin dışına doğru  aldığı enerjiye  bağlı olarak  “yükselir”.

Alınan enerji kararsızlığı artır; sosyal benzetme yaparsak,  yükselen bireylerde kararsızlığın  sebebi  kaygı, kaybetme güdüsüdür. Bu güdü, kibirle perdelenmek istense de hep yüzeyde kalır.

Nasıl evrende yol alan ışık demetleri enerji taşırsa ; organize olmuş insan kümeleri enerji hükmünde mevkiler, makamlar, yetkiler oluşturur. Devamında,   tıpkı elektronlara isabet eden ışınların aktardığı enerji gibi toplumlar da  “seçilen” bireylere  güç, yetki, aktarır.

Sonra, enerji alan elektronların çekirdekten dış mevkilere “uzaklaşmasını”, mevki alan insanların gündelik, basit yaşamın cevherinden uzaklaşması izler.

 Bütün bunların sebebi nedir ?

Bunlar  yaşamda, atomlarda , insanda tekâmül ( daha gelişmiş biçim ve koşullar oluşturarak ilâhi iradeye ilerlemek) içindir.

*

Demokratik seçim enerji aktarımıdır.

Seçilmiş insan ile elektrik yüklenmiş elektron arasındaki benzerlik, açık ve nettir. Fakat sonuçları ;
atomların yeni bileşik kazanmaları lehine olurken; organize insanlık halâ seçtiklerinin  istismarıyla uğraşmaktadır.


Elektron veya  yetkilendirilmiş yönetici;  kimin  enerjisi (mevki)artarsa, 
çekirdekten ( halktan) 
 uzaklaşarak 
dış yörüngelere yükselir.

 Diğer yüksüz elektronlar ve yetkisi düşükler ise  çekirdeğe, güncel yaşama en yakın yörüngede kalır. 

*

Ayrıca,

yörüngelerin  atomların  yaptığı bileşiklere göre çekirdeği tam, kuşatma-maları da   ilginçtir.

 Genellikle yörüngeleri,   çekirdeği tam dairesel  kuşatıcı olarak biliriz; bunu sosyal düzendeki aziz resimlerinde
(klise freskleri ), kral taçlarında ,  güneş  çevresindeki  parlaklıktan esinlenmiş daireler olduğu çok açık.  

Fakat,   bazı bileşikler atom çekirdeğini kuşatmayıp, atomun  çevresinin belirli  yerlerinde  küçük  daire oluşturabilir. Genç kızların kulaklarına taktığı iri dairesel küpeler buna iyi sosyal örnek olabilir; yani bu işleve,   daha şık , cazip olmanın çabası diyebiliriz. 

Özetle, atom çekirdeği ile insan bedeni  aynı amaçlı “takıları” kullanarak gelişir.

Eskiler boşuna dememiş: “benzeşim her yerde vardır”

*

Karizma: Kütle çekimi.

Uzayda kütleler esir maddesine  çökerek konumlanır. Bu çökümün içbükey eğriliği,  gezegenlerde uydu menzilleri olarak görülür.Güneşimizin etrafındaki gezegensel yerleşim buna  örnektir. 

Uzayda yol alan  ışık demetlerinin eğrilmesi   yollarına çakan kütlenin iç bükeylerinden dolayıdır.  

Işık demetleri taşıdıkları enerji ile yol alırken, aynı zamanda temas ettikleri kütleye enerji bırakırlar.  Bu, Amazon ormanında ilerlemeye benzer; her engel enerji alır.

Bu evrensel, fiziksel olgu çok önemli dersler taşır:

 Toplumsal düzenlerde yönetim organizasyonları,   yetki aktarmaları, temsil ve teşrifatlar,...  toplumsal hedeflerin gerçekleşmesi için aktarılan  birikimin enerjisini,  gelişim hedeflerine  varmadan azaltan tüketen kamusal handikaplardır.

Bu yüzden dünyamızda, gelişim yolunda tükenen 17O dolayında devlet vardır.

*

Tek dünya devleti mümkün mü?

Biraz aşkın olacak fakat bir soru daha var:

Teknoloji ve dijitalliğin ilerlemesinin  sonucu  küreselleşen yeryüzünde ,
 tek yönetim   yönsemesi( temayülü) gösteren insanlık;  tek devlet olduğunda, söz konusu bükülme yani bürokratik dolayım , teşrifat, hantallıklar; oluşturacakları enerji kayıplarıyla  insanlığın  esenlik amaçlarını daha fazla engeller mi?

Cevabı iki olasılıklı ve tekâmül seviyesiyle ilgilidir.

Gelişim seviyesi düşük, kayırmacılığın, adaletsizliğin yaygın olması  çürütücüdür; paylaşımcılığın , adaletin  hakim olması ise şereflendirici sonuçlar  getirecektir. 

*

Daha somut olması açısından; İnsanın sinir sistemindeki istemli ve istem dışı çalışma bu hususa  esaslı indirgemeci örnek olacaktır. 

İnsanda irade  ve gelişim ne kadar yetkinse,  istem dışılık o kadar azalır. Gelecekte doğa ile uyumlu yolda ilerleyen  insanlık, iç organlarını iradesiyle denetleyecek düzeye ulaşması  bu günden öngörülebilir.
 
Geçmişten bu yana yetkin meditatif çalışmalarda yol alan kişilerin, kendi bedenlerinde  istem dışı çalışan iç organlarını  kısmen  kontrol altına aldıkları bilinmektedir.

 *

Gelelim  başlığın öznesi yıldızlara.

Nasıl, dünyamız üzerinde güneşin doğumundan batışına kadar  enlem,  boylama göre bir noktaya gönderdiği ışık tayflarının farklı ısı, ışık, titreşim dereceleri varsa;

  dünya dışındaki gezegen ve yıldızların  büyüklükleri, içerdiği madde ve gazları, dünyaya uzaklıkları yani  mevkimlerinden;  

dünyamızın her varlığına gönderdikleri ışın ve titreşimler  varlık için dışsal  yazılımdır. 

Yukarıda  insan bedeninin sinir sistemine değinirken.  buna   ‘istemli sinir sistemi’ demiştik. 

Varlığın iç yapısı ve  ona yönelik dış etkilerin,  varlık üzerindeki geçici dengesi, o varlığın biçimini karakterini oluşturur.

 Buradan tekrar insana ve kitlelerin oluşturduğu organizasyonlara , devletlere benzeşmişim ile  bakacak olursak;  setlik, esneklik, atıklık, sabr; aceleci, kaygılı, bencil, kibirli   karakterler ve yapılar olması kaçınılmazdır.

Bu yüzden verim; paylaşımcı, verici,  diğergam  enerji (yetki ) kullanımlarında ortaya çıkmaktadır.  Aksi olan;  kıtlık, atalet, israf, haksızlık, ayrımcılık,... getirir. 

Bütün  bunlar, kozmik yazılımı oluşturuyor. Bu yazılım , zaman sürdükçe bitmeyecek;  doğru- yanlış evreninde   ikili sistem olarak  ilerleyecek.

*

Karanlık taraf.

Bu yazılım,  sadece ışıkta  yoktur;  karanlığın her zerresinde de  vardır.

Karalık taraf , kara delik,...  bilgisayarda 1-0 kodlamasında, 
sıfır tarafını temsil eder.

-Peki, ışık enerji iletirken, karanlık neyi iletir?

Karalık, bir’in  harmanı  dönüşümü yenilenmesi anlamında iradedir. 

Kur’an da buna Yaradan’a ithafen,
“ol /kûn” emri öncesi,
ilâhi irade denmektedir.  

Karalık tarafın sonsuz olasılığı ile 
“bir”  kesiminin  umudu; irade ve emrin iz düşümüdür.

Ve tüm başarısızlıklar, “sıfırı tüketmeler”,  verimsiz  ya da verimi bozulmuş girişimlerin sonsuz olasılıklara geri dönüşü ;

“emanetin”, (2) israfı , yerinde kullanılmaması, istismarı gibi karanlık taraf çekimlerinin  fazlalığından olduğu unutulmamalıdır.


(2) “Emanet”; geçici, süreli olan her şey.

*

Ne diyorduk:

yüksüzlük, yoksulluk, beceriksizlik, “hizmet elemanı”  olarak bilinir.
Fakat işin esası bilindiği gibi değilmiş!.

Yüce Yaradan:

 “ Oysa hor görülen  yoksulları, toplumlarında önder ,varis yapmak  isteriz.” (3)
buyurmuş.

Yine “alt yörüngede” yerleşikler  için 
M.Ö. 620 lerde Lao Tzu; 
“ vadi ol ; ki, zenginlik sana aksın.” demiş.


(3) Kasas 28:5


*

Yetki ve etki aşağıda!

Atom çekirdeğinin ağurası, çevresindeki yörüngelerde  dolanan bulutsu elektronlar  oluşturur. 

Alçak yörünge, atom çekirdeğine yakındır ve o elektronlar,  atomik sistemin “iç hizmetinde”  varlığını sürdürmesi için  çalışır; 

yüksek yörüngedeki elektronlar  ise  dıştaki diğer atomlarla yeni bileşimler sağlar; atomu âdeta beslemeye çalışır.
Evrenin gelişimine koşut yeni maddeler oluşması bu yüzdendir.
 
*
Sonuş  olarak ;

hiyerarşide , mevkiide Hermes’ in dediğine geldik:

 “Aşağısı yukarısı, yukarısı aşağısı gibidir.”; “yukarıdakilere”  aşağısını daima fiili olarak hatırlatalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum