Türkiye ile ABD ilişkilerinde yaşanan gerilimle ilgili değerlendirmede bulunan Demokrat Gazeteciler ve Yazarlar Derneği Başkanı Hakan Özen, “Rahip Bahane ABD’nin asıl hedefi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye-ABD ilişkilerini sadece anlık ve yaşanan süreçle ilgili değerlendirmek ise büyük bir hatadır. Ortada büyük bir fotoğraf var ve bu fotoğrafı iyi görmek gerekiyor. Herkes aklını başına almalı ve ABD’nin asıl meselesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile hesaplaşmak olduğu bilinmelidir. Buna da asla müsaade edilmemeli, çeşitli endişeler içerisinde ise kesinlikle taviz verilmemelidir. Türkiye-ABD ilişkileri kişiler üzerine endekslenemez. Kişilerin fani devletlerin ise baki olduğu gerçeği akıllardan çıkartılmamalıdır” dedi.

ABD’nin Türkiye ile hiç bir zaman dost olmadığını ve Türkiye-ABD ilişkilerinin daima karşılıklı menfaatler üzerine kurulduğunu kaydeden Demokrat Gazeteciler ve Yazarlar Derneği Başkanı Hakan Özen ABD-Türkiye ilişkilerinin yıllardan beri karmaşık ve içiçe yürütüldüğünü belirtti. ABD’ye ait Türkiye’de 40 civarında askeri üssün bulunduğunu bunların başında da Adana İncirlik üssünün geldiğini kaydeden Özen, “Öncelikle ABD Türkiye’den vazgeçmek istese de vazgeçemiyor. 1820’de Osmanlı Devleti döneminde başlayan bu ilişkinin 1945’li yıllara kadar sorunsuz bir şekilde devam ettiğini gözlemliyoruz. Rahip Brunson olayından önce de ABD’nin Türkiye ile bu tür restleşme ve dostluk ilişkilerini zedeleyecek tutum içerisine girdiği görülmelidir. 8 Ocak 1918 yılında ABD’nin hazırladığı ve imzaladığı Wilson prensipleri anlaşmasının temelinde Osmanlı Devleti’ni parçalama zihniyeti yatmaktadır” diye konuştu.

ABD SEVR’İN TETİKLEYİCİSİ OLMUŞTUR

Wilson prensiplerinin hemen devamında ise 10 Ağustos 1920 tarihinde Anadolu’yu parçalama gayesiyle Sevr antlaşmasının dayatıldığını kaydeden Özen, “O parçalanan Osmanlı’nın ve Anadolu’nun küllerinden ise 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları ile onlara inanan Türk milletinin tüm Dünya’ya örnek olan meydan okuması sonucu yeni bir Türk Devleti ve 24 Temmuz 1923’te gerçekleşen Lozan antlaşması vardır. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları kahraman Türk milletiyle başta ABD olmak üzere tüm emperyalist egemen güçlere meydan okuma cesareti ve başarısı göstermişlerdir” dedi.

ABD TERÖR ÖRGÜTLERİNE ALENEN DESTEK VERDİ

1946 yılından itibaren Türkiye-ABD ilişkilerinin tamamen içiçe geçtiğini ve karmaşık bir durum aldığını kaydeden Özen, “1947 yılında bazı maddeleri saklanılmaya çalışılan 1965’ten sonra teker teker ortaya çıkartılan ikili anlaşmalarla Türkiye-ABD ilişkileri tamamen içiçe geçmiş 1950’de yapılan Marshall yardım planıyla ilgili ABD’li bir üst düzey yetkili gerçek amaçlarını bir kez daha ortaya koyarak, “Türkiye bundan sonra nurlu ufuklara yönelecektir” ifadesini kullanmıştır. Bu süre zarfında 1950 ile 1960 arasında toplam Türkiye ile ABD arasında 54 anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmalar devam ederken de Sovyetlerin denize açılmasını önlemek amacıyla ABD destekli Komünizmle mücadele dernekleri kurulmuştur. Buradaki amaçları yine Türkiye’yi ABD’ye karşı bağımlı hale getirmekten başka bir şey değildir. Fethullahçı Terör Örgütü’nün lideri Fethullah Gülen başta olmak üzere Türkiye ile bir şekilde hesabı olanlar bu dönemden itibaren ABD desteğiyle iyice örgütlenmelerini hızlandırmış ve devletin içerisindeki bazı Amerikancı üst düzey yöneticiler ise bu örgütlenmelere çanak tutmuşlardır” diye konuştu.

YAŞANAN HER KRİZİN VE DARBENİN ARKASINDA ABD VARDIR

Marshall yardım planında Türkiye’ye 300 Milyon Dolar aktarılması belirtilmesine rağmen aktarılan paranın sadece 69 Milyon TL sınırlandırıldığını belirten Özen, “Buna itiraz eden dönemin Başbakanı Adnan Menderes 1954’te belirtilen paranın çok daha azının ödendiğini ve yardımların arttırılmasını istediğinden dolayı ABD’nin hedefi haline getirildi. Menderes’i devirme sanaryosu içerisine giren ABD’nin yine içerisinde bulunduğu senaryoyla Türkiye’de büyük bir ekonomik kriz yaşatılmıştır. Bu krizin akabinde Türkiye-ABD arasındaki ilişki yine sert bir boyuta taşınmış ve bazı Amerikancı Gazeteciler yargılanmışlardır. Bu gazetecilerin yargılanması ve tutuklanmasına ABD yine Rahip Brunson örneğinde olduğu gibi bu gazetecilerin serbest bırakılmasını istemiştir. Amerika’da Maden İşçileri Sendikası her ne hikmetse bunu fırsat bilerek ABD’nin desteğiyle ortaya çıkarak, “Türkiye’deki çalışma koşulları ve işçi hakları çağdışıdır. Türkiye’ye bu nedenle ekonomik yaptırım uygulanmalıdır” ifadesini kullanmıştır. O dönemde bir işçi sendikasının ortaya sürdüğü bahane bu dönemde de ajan bir Rahibin tutuklanmasıyla ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulaması ABD’nin gerçek niyetini bir kez daha ortaya koymaktadır. 1964’te ise ABD Başkanı Johnson mektubunda Türkiye’nin Kıbrıs’a düzenleyeceği harekata tepkisini dile getirmiş ve “bizden aldığınız silahları kullanamazsınız” ifadesini kullanmıştır. ABD her dönemde değişik krizlerde Türkiye’nin başına adeta belaları salmış Türkiye bunlarla uğraşırken de değişik senaryolarla kirli planlarını bir bir hayata geçirmiştir. Türkiye’nin sürekli uğraşmak zorunda bırakıldığı terör, ekonomik, siyasi, askeri krizlerin baş aktörü ve darbelerin destekçisi yine ABD’dir. 12 Mart 71 darbesini, 1 Mayıs 77 kanlı 1 Mayıs olaylarını, 12 Eylül 1980 darbesini yaptıran yine ABD’dir, terör örgütleriyle her dönem dirsek temasına geçip ister ekonomik, ister stratejik, ister silah desteğini veren yine ABD’dir” şeklinde konuştu.

Dier Yazlar